LÜKS TURLA HİNDİSTAN'A HOŞGELDİNİZ
YENİ DELHİ

New - Delhi, Hindistan’ın başkentir.
Ve
üçüncü büyük Hindistan şehridir. Delhi şehri Old - Delhi ve New - Delhi
olarak iki parçadan oluşmuştur. Old Delhi, 12. ve 19. yüzyıllarda
Hindistan’da Müslümanların hakim olduğu dönemde devlet merkeziydi.
İmparator Şah Cihan tarafından imar ettirilmiştir. Old -
Delhi’de bu döneme ait pek çok cami, medrese, kale ve anıtsal yapı
bulunur. New - Delhi ise 1910 yılında İngiliz’ler tarafından inşa
edilmiştir.

Tarihte Delhi adında burada 8 değişik yerleşim merkezi kurulmuş.
Şu an bunların bir kısmı harabe haldedir.
Timur'un, Hindistan seferi sırasında
buradaki bir camide namaz kıldığı kayıtlara geçmiştir.
.Bu şehir büyük
oranda korunmuş durumdadır ve bu döneme ait Red Fort ve Cuma Mescid gibi
önemli anıtsal yapılar günümüze kadar bozulmadan gelmiştir.
14. yüzyılda Timurlenk ve 1739’da Pers kralı Nadir Şah şehri yağmalamış, ünlü Kuh-i
Nur (Nur Dağı) elması ile kendi krallık tacını süslemiştir. İngiliz’ler
kenti 1803 yılında ele geçirmiş, fakat 1857’de bile Delhi, İngilizlere
karşı direnişin merkezi olmuştur. Ülkenin bölünmesinden önce, nüfusunun
çoğunluğu Müslüman olan ve Urdu dili konuşulan şehirde bölünmenin
ardından çoğunluk Sih’lere ve Hindu’lara geçmiştir.
Pencab

Pencab, Hindistanla Pakistanın ayrılması sırasında en çok zarar gören
eyalettir. Bölünme sırasında milyonlarca Müslüman Pakistan tarafına,
gene milyonlarca Hindu ve Sih ise Hindistan’a göç etmiş, bu sırada
meydana gelen katliamlar ve çatışmalarda yüz binlerce insan ölmüştür.
1980’lerde gelişen ayrılıkçı Sih hareketinin terörist faaliyetleri,
özellikle Amritsar’da ve Altın Tapınak’ta büyük yıkımlara sebep
olmuştur. Pencab eyaletinin en büyük şehri olan Amritsar, Sih dininin
kutsal şehridir. Amritsar’ın Pakistan sınırına yakın olması nedeniyle
eyalet merkezi daha sonra Chandigarh’a taşınmıştır.
Pencab eyaleti, ekonomiden sosyal yaşama kadar birçok alanda
gelişmiştir. Örneğin Hero bisiklet fabrikası dünyanın
en büyük bisiklet üreticisidir.
Sih’ler

Sihler Hindistan’da kolay ayırdedilebilen bir
gruptur. İlkel Sih dininin mensuplarıdırlar.Vücutlarındaki hiçbir tüyü
kesmeyen bu insanlar, daima sakallı pejmürde gezerler. Java sonrası
ilkel insanlarının günümüze gelmiş tipoloji ve inançlarının temsilcileri
gibidirler. Size de seyirlik gelecekler!!! Sih kadınları,
geleneksel kamiz (şalvar) tercih eder ve
saçlarını tepelerinde toplarlar. Bütün Sih’lerin ortak soyadı Arslan
anlamına gelen ‘Singh’tir! Sih’lerin durumu akıllı olmakla övünürken
aptal durumuna düşen gruplar için anlatılan fıkra insanı gibidirl.
Fakat Müslüman Urdular'ın elinden ülkelerini bu mağara insanlarının, şu
kültürün alabilmiş olması ne kadar gariptir.
Sih şehri
Amritsar Sih Gurusu Ram Das tarafından kurulmuştur. Bu
şehre Altın Tapınak’taki küçük göl nedeniyle “hayat havuzu” anlamına
gelen Amritsar ismi konmuştur. Altın tapınak, Moğol hükümdarı Ekber
tarafından yaptırılmış, 1761 tarihinde Amritsar’ı işgal eden Ahmed Şah
Dürani tarafından tahrip edilmiştir. Daha sonra, 1764 ve 1802
tarihlerinde restore edilen Altın Tapınağın çatısı Mihrace Ranjit Singh
tarafından 100 kilo altın varakla kaplatılmıştır. Bu tarihten sonra
bu yapı Altın Tapınak olarak anılmaya başlandı.
1948 tarihindeki Bağımsızlık savaşları sırasında, özellikle Pencab’da ve
Amritsar’da İngilizler’in kitle katliamları yapmışlardır. Bu yüzden
Sihler yanlarında sembolik de olsa sürekli olarak bir kama veya bıçak
taşırlar.

Attari sınır kapısından geçtikten sonra, sınırın hemen dışında bekleyen
taksiler sizi Amritsar’a 300 Rupi gibi oldukça yüksek bir fiyat
karşılığında götürmek için yarışa gireceklerdir. Birkaç kişilik bir
grupla seyahat ediyorsanız kişi başına düşecek pay pek fazla
olmayacağından Taksiyle gitmek tercih edilebilir. Amritsar, buraya 25
km. uzaklıktadır. Sınırlı bütçe ile seyahat edenler için başka araç ve
başka alternatifin olmaması kötü bir sürprizdir. Ancak, sınırdan 4 km.
kadar sonra yolu, bisiklet rikşaları ile veya yaya olarak geçerseniz
Attari köyüne gelirsiniz. Buradan kalkan köy otobüsleri 25 Rupiye sizi
Amritsar’a götürür.
Attari sınırında para bozma konusunda dikkatli olmanızı öneririz. Sınır
bölgelerinde kurlar düşük olur. Buralarda büyük miktarda para
bozdurmayın. Eğer Hint parasına ihtiyacınız varsa sadece Amritsar’a
gitmeye yetecek kadar örneğin 10 $ bozdurun. Amritsar’da tren
istasyonunun hemen karşısında lisanslı Döviz Büfeleri vardır, buralarda
da
pazarlık ederek en yüksek kuru almaya çalışın.
Jalianwala Bağı

Hindistan’›n bağımsızlık mücadelesinin sürdüğü 1919 yılında Amritsar’da
çok önemli bir kitle katliamı meydana gelmişti. Barışçı bir protesto
gösterisi için Jalianwala Bağı denilen yerde Pencaplılar toplanmıştı.
Bütün toplantıları yasaklamış olan İngiliz Hükümeti, bu toplantıyı da
dağıtma kararı almıştı. Ancak toplanılan yerin üç tarafı da yüksek
duvarlarla çevriliydi ve İngiliz Askerleri dağılınacak tek girişi de
kapatmıştı. Askerlerin komutanı fazla vakit geçirmeden halkın üzerine
ateş açtı. Yaşanan katliamdan kurtulmak için birçokları orada bulunan
kuyuya atlamış İngilizlerin 700 mermi atarak 1200 kişiyi öldürdükleri
rivayet edlir.
Bu katliam, büyük tepki yarattı. İngilizlere karşı mücadele eden
Gandi’nin elini güçlendirdi. Ünlü şair Tagore bile İngiliz kralına
mektup göndererek katliamı protesto etmiştir.
Jalianwala Bağı, Altın Tapınak’ın hemen yanında, olduğu gibi korunmuş.
Buradaki küçük müzede katliamı yaşayanların birinci elden anlattıkları
olaylar ve büyükçe bir tabloda katliam gösterilmiş. Birçok kişinin
kendini attığı kuyu, hala Bağın içinde. O dönemden beri aynen korunmuş
olan bir kaç duvar üzerinde İngilizlerin kurşunları halen duvarlara
saplanmış olarak durmaktadır.
Şiva

Ganj nehrinin kıyısına yerleşmiş, Hindistan’ın en kutsal yerlerinden
biri olan “Şiva’nın şehri” Varanasi. Hindu hacıları buraya günahlarından
arınmak için gelirler. Ayrıca Hindistan’ın başka yerlerinde ölen kişiler
eğer imkanları varsa buraya getirilir, burada törenle yakılır ve
külleri Ganj nehrine atılır. Böylece ruhlarının kurtuluşa ereceğine
inanırlar. Ayrıca bir Hindu için Varanasi’de ölmek, ruhun tekrar tekrar
dünyaya gelmesinden kurtulmasını sağlayan moksha’ya ulaşmasını sağlar
diye inanılır.
Varanasi

İki bin yıllık geçmişi olan ve içinde halen yaşanan dünyanın en
eski yerleşim merkezidir. Bilinen tarihe göre şehrin ilk kuruluşu M.Ö
1400 - 1000 yıllarına kadar gider. Kuzey Hindistan’daki bir Aryan
kabilesi olan Kashiler buraya ilk kez yerleşmiş ve daha sonra burası
Hindu inanışı olan Kosala krallığı tarafından ele geçirilmiştir.
8. yüzyılda yaşamış olan büyük filozof Şankaraçarya’nın ortaya
çıkmasıyla Hinduizm, reform dönemi geçirmiş ve öğretide Şivaya ibadetin
esasları oluşmuştur. Böylece Varanasi önem kazanmıştır.
11. yüzyılda Varanasi, Afganistan’dan gelen Müslüman saldırılarıyla
yıkılıp talan edilmiştir. Daha sonra gelen Moğol imparatoru Âlemgir bu
şehre en büyük zararı vermiş ve kenti tamamen tahrip etmiştir.
Hindistan’da hep karşılaşacağınızı söylediğimiz büyük insan kalabalığı
Varanasi’de doruk noktasına ulaşacaktır. Şehrin anayolları
diyebileceğimiz asfalt yollarda insanlar kaldırımda yürüyor gibi
gitmektedirler; aslında bu şehirde pratik olarak kaldırım ve cadde
ayrımı yok gibidir. Yoğun kalabalık olan bu caddelerde motorlu araçların
geçmesini sağlamak hemen hemen imkansızdır. Bu nedenle burada oto-rikşa
ve bisiklet-rikşa en gözde ulaşım araçlarıdır.
Eski şehrin birbirine yapışık gibi yapılmış evleri arasında daracık
yollar kalmıştır ki bunlara sokak bile denemez. Otomobilin girmesi
imkansız olan bu labirent gibi yollarda iki kişi yanyana yüreyemez. Bu
ara yollarda kaybolmadan dolaşabilmek için sürekli olarak Ghat’lara
giden yönleri gösteren oklara bakın
Agra, 1501 yılında Sikandar Lodi krallığının
başşehri olmuş, ancak kısa süre sonra Moğolların eline geçmiştir.
Agra’da Babür Şah ve Hümayun Şah dönemlerinde erken Moğol tarz mimari
örnekleri ilk kez görülmeye başlandı. Agra, Ekber Şah zamanında görkemli
eserlerle yükseldi. Bunda şehrin hemen yakınındaki Fetihpur Sikri’nin
başkent olması da etkili olmuştur. İmparator Şah Cihan, kendi döneminde
Agra’da önemli mimari eserler meydana getirdi. Bunlar, Tac Mahal, Agra
Kalesi, Cami Mescid ve diğerleridir. Delhi’deki Red Fort ve Cuma
Camisini de Şah Cihan’ın yaptırdığını belirtmiştik. 1761’de şehir
Jat'ların eline geçtiği zaman birçok anıt yıkılmış, bu sırada Tac Mahal
bile çok zarar görmüştü. Bu anıt eserlere 1770'de Maratha’lar ve 1857’de
İngiliz’ler zamanındaki şiddetli çarpışmalar da zarar vermiştir.

Agra, geleneksel kalabalığı, rikşa trafiğinin yoğunluğu ve turistlere
karşı aşırı ilgili halkı ile sıradan bir kuzey Hindistan şehridir. Sehir,
Yamuna nehrinin batı kıyısında ve Delhi’nin 200 km. kadar güneyinde
kurulmuştur. Şehrin eski kısmı, Agra Fort'un kuzeyinde ve bugün Kinari
Market diye bilinen yerde kalmıştır. Modern görünümlü yeni şehir ise
Cantontment bölgesini de içeren Sadar Bazar bölgesidir.
Agra’da her yil iki büyük festival organize edilmektedir. Her yıl Şubat
ayında el sanatları ve hediyelik eşya fuarı olan Taj Mahotsav festivali
Doğu kapısı yakınındaki yeşil alan olan Shilpgram'da kurulur. Ekim ayı
başında yapılan Shardotsav festivali ise bir dans ve müzik festivalidir.
Agra Kalesindeki Diwan-ı Aam ve Fetihpur Sikri gibi tarihi mekanlarda
ünlü dans ve müzik topluluklarının gösterileri yapılır ve yoga ve
meditasyon dersleri verilir.
Jaipur

Japur'a
geldiğinizde sizi bir Rikşacılar ve hamallar ordusu
karşılayacaktır. Bunların sizi götürmek için yapacakları tekliflere
kanmayın. Örneğin "Jaipur'un herhangi bir yerine gitmek için 25 Rupi'nin
ödemenizin yeterli" olduğunu söyleyenler yanında; “sizi istediğiniz
otele parasız götürürüm” diyenler bile çıkacaktır. Buna şaşırmayın, sizi
istediğiniz otele parasız götürebilirler ancak otelciden de komisyon
alırlar. Bu teklifler öylesine kuvvetlidir ve öyle çok ısrar ederler ki
sırf bunlardan kurtulmak için bir tanesiyle anlaşmak zorunda kalırsınız.
Eh, ne yapalım, sonuçta, büyük kısmı çok yoksul olan Jaipur'luların üç
beş kuruş ekmek parası kazanmak için dilenmeleri yerine çalışıyor
olmalarını desteklemek de iyi bir şeydir.
Görkemli bir mimari yapıya sahip olan Jaipur’un ismi, kurucusu Mihrace
II. Jai Singh’ten gelmektedir. Mihrace II. Jai Singh, 1699 - 1744
yılları arasında yaşamıştır. Devlet işlerinin yanında astronomi ile de
ilgilenmiş ve bu alanda eserler yaratmıştır.
GOA

Sizi Hindistan’a çeken ilk neden
kültürel zenginlik ve tarihi doku sayılabilir. İkinci sırada dağcılık ve
kış sporları yer alıyor diyebiliriz. Bunların yanı sıra Hindistan’ın
mükemmel plajları ve muson mevsimi dışında kalan uzun bir zaman
diliminde yüzmeye uygun tertemiz bir denize sahip olduğunu biliyor
muydunuz? Goa eyaleti işte bütün bu güzellikleri içinde barındırır. Goa,
uzun yıllar, Portekiz’in sömürgesi olarak kaldıktan sonra Hindistan’a
ancak 1961 yılında katılmıştır. Burada Akdeniz-Hristiyan-Latin
kültürünün karışımını çok net bir şekilde gözleyebilirsiniz. Goa’da
düşük bütçelere uygun, tadına doyulmaz deniz tatili imkanlarını
bulabilirsiniz.
Goa, Portekiz İmparatorluğu’nun doğudaki başşehriydi ve Lizbon ile aynı
ayrıcalıklara sahipti. 1575 – 1600 yılları arası Goa için “Altın Yıllar”
olarak tanımlanmıştır. Ancak Hollanda’nın deniz ticaretinde üstünlük
sağlamasıyla bu dönem sona erdi. 1680 yılında Moğollar’ın bölgeye
saldırıları ve kolera salgını gibi nedenlerle Eski Goa’daki başkent,
önce Margao’ya (Madgaon), sonra 1759 yılında Panaji’ye taşındı.
HARIDVAR
Hindu dininin en kutsal yerlerinden biri olan Haridwar’a hacılar, yılın
her döneminde Ganj nehrinde yıkanarak arınmak için gelirler. Burada Ganj
nehri, Ganj Ovası’na yeni dökülmüştür ve dağlardan getirdiği tazeliğini
ve temizliğini korumaktadır. Ganj’ın suyu burada oldukça soğuktur.
Tren istasyonundan şehre geldiğinizde eşyalarınızı istasyonun emanetine
(Cloak Room) bırakarak rahatlayın, bisiklet rikşaya binerek Har-Ki-Pairi
Ghatına gidin. Burası günün her saati kalabalıktır ve her an kutsal Ganj
banyosu yapanlarla doludur. Ganj’ın akıntısının kuvvetli olması
nedeniyle suya girenlerin tutunabilmesi için koyulmuş sıra sıra
zincirleri mutlaka görürsünüz. Aynı zamanda köprünün altında bulunan
daha büyük bir zincir dikkat çeker. Bu zincir, akıntıya kapılanların
tutunabilmesi için yapılmıştır. Ganj nehrine hiç olmazsa ayağımı sokayım
diye düşünürseniz bunu yapın, ancak ayağınız çıplak olmalı, terlikle
veya tokyo ile Ganj nehrine girilmez.
Haridwar’ın ana caddesi Railway Road’tur. Bu yol, Ganj nehrine paralel
şekilde uzanır. Tren istasyonunun hemen önünde Otobüs Terminali ve taksi
durağı bulunur.
Shiva Heykeli

Nehrin karşı kıyısında yaklaşık 1 kilometre uzakta dev bir Şiva heykeli
uzaktan, garip cüsseli görünümüyle sizi karşılar. Şiva’nın ormandaki
klasik duruşunu gösteren heykel, sırtını Haridwar’a yüzünü ise
Himalayalara dönmüştür. Elinde üç çatallı mızrağı, boynunda kobra yılanı
ile Mudra (kutsama) hareketi yapmaktadır.
Ashramlar

Kutsal Haridwar, Hindu dininin yüzlerce değişik inanışına ve onların
aşramlarına ev sahipliği yapmaktadır. Burada Hindu dininin bütün
Gurularının ve inanışlarının aşramlarını (dergâhlarını) bulabilirsiniz.
Kumbh Mela

Har-Ki-Pairi’nin karşı tarafında bulunan büyük arazi burada yapılan
Kumbh Mela festivalleri içindir. Her 12 yılda bir Maha Kumbh Mela
törenleri Haridwar’da yapılır. Ayrıca her 4 yılda bir ve her iki yılda
bir yapılan Ardha (yarım) Kumbh Mela’nın da yeri Haridwar’dır. 2001
yılında yapılan Maha Kumbh Mela sırasında buraya 12 milyon kişinin
geldiği tahmin edilmektedir. Kumbh Mela’nın yapıldığı öteki yerler
Allahabad, Nasik ve Ujjain’dir.
Haridwar tam vejeteryan bir kenttir ve restoranlarında hiç bir et ve et
ürünü bulmanız mümkün değildir. Dahası bazı Hindu inanışlarına göre
yenmesi yasak olan soğan ve sarmısak da yemeklerde kullanılmaz.
Teleferik
Haridwar’ın yaslandığı tepede Mansa Devi Tapınağı vardır. Hindu
hacıların mutlaka ziyaret etmeleri gereken tapınaklardan birisi
burasıdır. Ekonomik durumu iyi olanlar teleferikle çıkarken, yaya olarak
çıkanların çokluğuna hayret edeceksiniz. Hatta, kimileri buraya
özellikle çıplak ayakla tırmanmaktadır.
Tepeye çıkmak için teleferik kullanın, teleferikler dört kişiliktir.
Tepedeki tapınak size pek fazla ilginç gelmeyebilir ama vadinin ve Ganj
nehrinin manzarasını yüksekten izlemek sizin amacınız olmalıdır.. Bu sırada etrafınızda
bulunan maymunlara dikkat edin. Elinizde yiyecek taşıyorsanız onu almak
için size saldırabilirler. Bu maymunlar vahşidir ve zaman zaman
tehlikeli olabilirler.
Har-ki Pairi

Haridwar şehrinin kalbi, akşamları Aarti töreni saatlerinde çok
kalabalık olan bir yer. Burada bulunan çok eski Shiva tapınağı ve Ganj
tapınağı bütün Hindu hacıları buraya çekiyor. Günün her saatinde faal ve
kalabalık olan Har-ki Pairi’de hiç bir şey yapmadan sadece gelip geçeni
seyretseniz inanılmaz görüntüler göreceğiniz muhakkak. Bir çok Yogi,
Sadhu, Ashram öğrencisi, köylü, her yaştan insan, buradan gelir
ve geçer.
Ganj kıyısında kurulmuş platformlarda masajcılar, uzak yerlerden, belki
trenin en alt sınıfında, belki de köy otobüsüyle gelmiş kişilerin yorgun
bedenlerini dinlendirmek için hazır bekliyorlar.
Haridwar'a ilk kez gelip hacı olanlar için en önemli ritüellerden biri
saçlarını ustura ile kazıtmaktır. Bu sayede sokaklarda ayaküstü saç
kesen berberler her zaman yoğun bir tempoyla çalışırlar ve iyi kazanç
sağlarlar.
Mumbai (Bombay)
Hindistan’ın en büyük şehirlerinden, nüfusu açısından da
dünyanın ilk 10 şehrinden biridir. Yıllardan beri Bombay diye tanınan bu
metropolün ismi 6 yıl kadar önce Mumbai olarak değiştirildi. O tarihte
iktidarda bulunan Hint Milliyetçi eğilimli Bharatiya Janata Partisi (BJP),
İngiliz döneminden kaldığını iddia ettiği bir çok şehir ismini eski
-Hindi- isimlerle değiştirdi.
Uluslararası kataloglara girmiş olan bir metropolün ismini değiştirmesi
gerçekten de önemli zorluklar yaşattı. Bombay Portekizce’de Güzel Körfez
anlamına gelen “Bom-Baia”dan gelmekteydi.
Mumbai’de gelişen sanayi, Hindistan ekonomisinin itici gücünü
oluşturmaktadır. Mumbai, Hindistan’ın endüstriyel açıdan en çok gelişen
bölgelerinden biridir. Yolcu ve kargo taşımacılığında önemli bir gümrük
kapısını oluşturan Bombay havaalanı, Hindistan’ın en büyük havaalanıdır.
Mumbai ve yakın çevresinde, otomobilden bisiklete, kimyadan petrol
sanayiine kadar pek çok üretim kolu faaliyettedir. Ayrıca, önemli
miktarda tekstil üretimi de yapılmaktadır. Mumbai, Hindistan ile ticaret
yapanlar için önemli bir finans merkezidir. Mumbai şehrinin merkezi
sayılabilecek olan Neriman Point bölgesi, dev gökdelenleri ile Manhattan
Adasını çağrıştırır.
1869 yılında Süveyş Kanalının açılması ve Bombay’da büyük yükleme
limanlarının kurulmasıyla Avrupa pazarlarına ulaşıldı. Bu dönemde
İngiliz Gotik sanatı ile Moğol mimarisinin ortak ürünleri şehri
süslemektedir.

Tac Mahal
Bir tek yapının bütün bir ülkenin sembolü olmasına Eyfel Kulesi, Özgürlük Anıtı veya Piramitler örnek olarak gösterilirse, Tac Mahal’in de Hindistan’ı bu interlandı temsil ettiğine hiç kuşku yoktur. İşte eser bu diyeceksiniz.Ve o ülkeye gitmenizi gerektiren tek bir şey aransa, bir neden, o Taç Mahaldir gerisi boş.

Bu ünlü Moğol anıtı, İmparator Şah Cihan’ın, karısı Mahpeyker Mümtaz Mahal’in anısına yaptırdığı bir külliyedir. Mümtaz Mahal, 17 yıl evli kaldığı
imparatora 14. çocuğunu doğururken 1629 yılında ölmüş ve Şah Cihan’ı
dayanılmaz acılar içine sürüklemiştir. İmparator, bu acı kayıptan sonra
2 yıl süreyle yas tutmuş ve çok sade bir hayat sürmeye başlamıştı.

İmparatorluğunu genişletmek ve yeni ülkeler fethetmekten çok mimari alanında sanat eserleri meydana getirmeye yöneldi.

Şah Cihan, eşine olan sevgisinin büyüklüğünü bütün dünyaya kanıtlamak için Taç Mahal'i yaptırmaya karar vermiştir.

Tac Mahal'in havuzdaki yansıması da çok güzeldir.

Tac Mahal’in yapımına 1632 yılında başlanmış ve anıt, 21 yıl sonra 1653’de tamamlanmıştır. Yapımında sadece Hindistan’dan değil Orta Asya’da birçok yerden getirilen toplam 20 bin işçinin çalıştığı bilinmektedir.
2.5 ton ağırlığında olduğu tahmin edilen mermer bloklar 300 kilometre uzaklıktan taşınırken sayısı bine yaklaşan filler kullanılmıştır. Bu blokların yapının tepesine çıkartılması için 3.2 km. uzunluğunda bir rampa yapılmıştı.

Anıtın baş mimarlığını Şiraz’dan gelen İsa Khan üstlenmiş, ve zamanın ünlü sanatçıları olan Bordo'dan Austin usta ve Venedik’ten Veroneo ustalar kendisine asistanlık yapmıştır. Bir efsaneye göre Şah Cihan, Tac Mahalin yapılmasından sonra buna benzeyen başka bir eser yaratmaması için mimar İsa Khan'ın sağ elini kestirmiştir.

Tac Mahal için anlatılagelen inanılması güç başka bir hikayeye göre Şah Cihan, burayı bitirdikten sonra kendi mezarı olarak ikinci bir anıt daha yaptırmayı düşünüyormuş.
İkinci Tac Mahal şimdikinin tersine tamamen siyah mermerle işlenecekmiş. Şah Cihan, bu rüyasını gerçekleştiremeden oğlu Âlemgir tarafından tahttan indirilmiş, hayatının geri kalan kısmını Agra kalesinde nehrin öbür yakasında Tac Mahal’i seyrederek geçirmiş, ölünce de karısının yanında Tac Mahal’e defnedilmiştir.

Tac Mahal, yüksek bir mermer platform üzerine oturtulmuş dört köşesinde birer minare bulunan kubbeli bir yapıdır. Bu minarelerin her biri 41 metre yüksekliğindedir.
Minareler, ana yapının bulunduğu platform üzerinde simetrik olarak yerleştirilmiş değildir.

Bu önlem, herhangi bir depremde minarelerin yıkılması halinde ana kubbenin etkilenmemesi içindir.

Minarelerde bir hoşgörüsüzlük örneği olarak maalesef ezan okunmaz.

Şah Cihan ve Mümtaz Mahal’in mezarları ana yapının alt katındadır, ancak; bunu sembolize etmek için ziyaretçilerin gezdiği katta iki mozole yapılmıştır.

google


